Category

HAFTASONU KAÇAMAKLARI

Category

Kilyos Kahvaltı | Kilyos Kahvaltı Yerleri

Bu pazar, biraz doğayı solumak ve dinlenmek için şehirden uzaklaşalım dedik. Plansız programsız çıktık evden. Hava güzeldi.
Hem leziz bir kahvaltı yapabileceğimiz hem de huzurlu bir ortamı olan ve aynı zamanda çocukla da çok rahat
edebileceğimiz bir Kilyos kahvaltı mekanına gidelim istedik.

Şehirde böyle bir yer bulmak hayaldir çoğu zaman. Bir kere her yer çok kalabalık. En başta bu yüzden insanın evden çıkası gelmiyor.

Şimdi sizlere her şeyi bir arada bulabileceğiniz bir yerden bahsedeceğim.

Güzel, huzurlu bir kahvaltı için Kilyos taraflarına kaçın. Kilyos’da, bir sürü kahvaltı mekanları mevcut. Hafta sonları kalabalık oluyor. Ama öyle bunaltıcı bir kalabalık değil. Kilyos kahvaltı yerleri genel olarak çok ferah.
Biz 3.kez gittik kahvaltıya. Her defasında aynı restorana gittik.

Hizmetinden memnun kaldığımız Bolu-2 restoran bizim favorimiz. .

Kilyos kahvaltı yerleri
Kilyos kahvaltı yerleri

Çimenlerin üzerinde ahşap masalar ve sandalyeler, ağaç gölgelerinin serinlettiği bir ortam.

Hizmet kalitesi süper.

Kahvaltı çeşitliği gayet yeterli.
Ürünlerin lezzetine diyecek lafımız yok. Hepsi lezzetliydi.

Kilyos Kahvaltı Menusu

Kilyos köy kahvaltısı
Kilyos köy kahvaltısı
  • 10’dan fazla peynir çeşidi(beyaz peynir, tulum peyniri, tel peynir, otlu peynir, krem peynir, örgü peynir, kaşar peyniri ve ismini bilmediğimiz diğer peynirler 🙂 )
  • 2-3 çeşit zeytin,
  • salam,
  • domates-salatalık-roka-maydanozdan oluşan bir sebze tabağı,
  • bal, kaymak, tereyağ,
  • fındık ezmesi,
  • 2 çeşit reçel(vişne ve böğürtlen),
  • menemen ya da omlet(sade,sucuklu),
  • demlik çay,
  • kızartılmış ekmek,
  • gözleme,

Peynirleri çok lezzetliydi. Özellikle tulum peyniri harika.
Bal -kaymak ikilisine bayıldık.
Ancak reçelleri pek tutmadım ben. Lezzetsizdi. Reçel sayısı azdı.

Demlik çay oluşu harika, istediğiniz zaman kendi çayınızı katıp sıcacık içebiliyorsunuz.

Kilyos kahvaltı mekanları
Kilyos kahvaltı mekanları

Ayrıca, mekanda mini bir çocuk parkının düşünülmüş olması güzel olmuş.
Buraya sadece kahvaltı için değil, dilerseniz  et-mangal keyfi yapmak için de gelebilirsiniz. Et reyonları gördüğüm kadarıyla çok çeşitliydi.

 

Bir pazar gününü böyle bir yerde değerlendirmek isteyenlere burayı içtenlikle tavsiye ederim.

BALON TURU, KAPADOKYA

Balon olmadan olmaz!

kapadokya-balon-turu-5
Kapadokya’ya geldiniz ve balona binmediyseniz, bu coğrafyayı gezmiş, bu coğrafyadan keyif almış sayılmazsınız bence. Kapadokya o kadar güzel ki. Tarihi dokusuyla, doğasıyla muhteşem. ve tabi ki balon turlarıyla. Sanırım Kapadokya denince akla ilk gelen balon uçuşları ve peri bacalarıdır. Öyle değil mi? Buralara kadar gelmişken balon uçuşlarını denemeden,  kuş misali peri bacaları arasında dolaşmadan dönmek olmazdı.

SAPANCA’DA BİR GÜN – RICHMOND NUA WELNESS SPA OTEL

Sapanca, gitmeyi çok istediğim yerlerden biriydi. İstanbul’a çok yakın mesafede, ancak bir türlü gitmek nasip olmamış bize. Bu kez, 19 Mayıs tatilini fırsat bilip, Kaan Emir’i de anneme emanet ederek 1 günlüğüne bir kaçamak yapıyoruz bu şirin ilçeye.

Bahar aylarında olmamızdan, yörenin dinlendirici havasının bize iyi geleceğini düşünmüştük. Gerçekten de,  öyle oldu.

Sapanca’ya ilk ayak bastığımızda, otele uğramadan bir köy kahvaltısı yapma niyetimiz vardı.  Kahvaltı için çiftlik restoranı keşfettik. Müthiş bir bahçesi var. Yer yer dikilen güller, etrafa öyle güzel koku veriyor ki. Bir de bahçenin ortasından geçen şirin mi şirin bir mini nehir var. Etraf alabildiğine yeşil. Masalar, sandalyeler öyle tek tip değil, biraz dağınık, düzensiz, köhne. Ama ortam bana göre çok şahane 🙂 işte gerçek köy havası budur dedirtiyor insana.

Kahvaltı için meşhur Çerkez kahvaltısını tercih ediyoruz. Varış saatimiz öğleni bulduğundan Serdar, kahvaltı yerine köfte yemeyi tercih ettiğinden, haliyle kahvaltı tek kişilik oluyor.

Ben kahvaltısından çok memnun kaldım. Masada, bir hafta sonu kahvaltısında olması gereken her şey vardı.

Kahvaltının sadece bir bölümünün fotoğrafı (tek kişilik)

sapanca-kahvalti-nerede-yapilir-1024x765
sapanca-çerkez kahvaltısı

Kahvaltı sonrası, burada uzun süre oturup, çay içip muhabbet ettik. Ortamın huzuru, bizi ele geçirdi resmen 🙂

Richmond Nua Welness Spa Otel

Konaklama için bir spa otelini tercih ettik. Daha önce spa deneyimimiz olmamıştı. Ve dinlenmeye de çok ihtiyacımız olduğundan tercihimiz bu şekilde oldu.

richmond-nua-welness-spa-otel

 

Otel 14 yaş altı çocuk kabul etmiyor. Dolayısıyla etrafta çocuk sesleri olmadığından etraf daha sakin ve sessizdi.

sapanca-richmond-nua-welness-spa-otel-1024x765

 

Burası bir sağlık oteli olduğundan odaya ilk girişte herkes için taze ve kuru meyvelerden oluşan bir sunum bırakılıyor. Ayrıca, Spa için gerekli olan bornoz ve terlikler de bez bir çantada hazır edilmiş.

Odaların genişliği yeterli büyüklükteydi. Her yer tertemizdi. Biz oteli çok çok beğendik.

Otel için online rezervasyon işlemlerini yaparken, eşim için bir doğumgünü sürprizi yapmak istediğimi iletmiştim. Sağolsunlar bu talebimi geri çevirmediler.  Biz spa’dan geldiğimizde, doğumgünü pastası yanında içeceğiyle birlikte bizi bekliyordu.  😀

richmond-nua-welness-spa-pasta

 

Otelin kahvaltısı açık büfeydi. Ve her şey çok lezzetliydi. Ben böyle büyük otellerden lezzet konusunda pek bir şey beklemem. Ama burası beni fazlasıyla şaşırttı. Ne yediysem, hepsi çok güzeldi. Ve çeşit sayısı inanılmazdı. 🙂

Spa Deneyimi

Otele girişin ardından, hemen alt kattaki spa salonuna gittik. Kısa bir bilgi aldık. Spa‘dan istediğimiz saatte yararlanabilmemiz mümkünmüş. Spa dışında masaj yaptırmak istenirse, ayrıca randevu almak gerekiyormuş. Ve masaj için ek bir ücret ödemesi yapmak gerekiyor.  Ücretler ise yapılan masaja göre farklılık gösteriyor.

Biz sadece spa’yı tercih ettik.

Spa için bize bir mini kitapçık verdiler. Kitapçıkta, hangi odada ne kadar süre kalmak gerekiyor, sonrasında hangi odaya geçilmeli gibi detaylı bilgiler yer alıyor. Biz hemen hemen hepsini denedik. Öncelikle müthiş bir rahatlama hissi veriyor spa. İnsanı gerçekten de dinlendiriyor.

Sapanca’da Ne Yenir?

Akşam yemeğinde, otel dışında olmak istedik. Ve internette araştırdığım kadarıyla Eker Lokantası’nın yemeklerinin çok iyi olduğunu öğrendim.

 

sapancada-ne-yenir-1024x765

Kavurma, iç pilav, çorba ve yöreye özgü bir lezzet olan iskenderi andıran bir kebabı tercih ettik. Hepsinin lezzeti çok iyiydi. Personelin müşteriye karşı olan tutumu da gayet iyiydi. Burası, Sapanca’ya gidildiğinde uğranması gereken önemli lezzet duraklarından biri bize göre.

 

YENİDEN CUNDA – CUNDA’DA NE YİYELİM

Geçtiğimiz sene gitmiştik Cunda’ya. Çok beğenmiştik. Yine gidelim dedik. Hem Balıkesir’li oluşum hem de İstanbul’a yakınlığından dolayı, Cunda bizi kendine çekiyor resmen..

3 günlük bir tatilimiz vardı. 2 gününü Cunda’da geçirdik. Diğer gün ise, kardeşimin nişanı için bizim köye geçtik..

Arefe gününün gecesinden yola çıktığımızda, malum İstanbul trafiği çok yoğundu. Biz daha önceleri bayram trafiğini en yoğunundan yaşamış olduğumuzdan, bu sefer önlemlerimizi almıştık. Yandex’in haritalar uygulaması sayesinde hiç trafiğe takılmadan 2 saatte Gölcük’e ulaşmıştık. Yolculuğumuz gece olduğundan Kaan Emir’in uyuyor olması, bizim için büyük avantaj oldu tabi. İlk molamızı, her zamanki gibi Susurluk Yörsan tesislerinde verdik…Tesiste güzel bir kahvaltının ardından, yolumuza devam ettik.

MARDIN GEZİ NOTLARI

Gelelim Mardin gezi post’una.Biz ,zaman zaman çok önceden uçak bileti satın alıp,hiç gitmediğimiz şehirlere seyahat ediyoruz. Seyahatlerimize arkadaşlarımız da eşlik edince, gezimiz çok daha keyifli oluyor haliyle…Yeni şehirler görmek,yeni lezzetler tatmak hepimize iyi geliyor doğrusu..Bu sefer ki gezimizi medeniyetler şehri Mardin’e yaptık. Mardin benim çok uzun zamandır aklımdaydı. Oranın kültürünü ve yemeklerini çok merak ediyordum. Arkadaşım  Esra da Mardin’e gitmeyi çok istediğini belirtince, bizim gezi rotamız belirlenmiş oldu. Hal böyle olunca, Pegasus’tan aylar önce uçak biletlerimizi hazır etmiştik…..

Mardin’e cumartesi sabah uçağı ile ulaştık. Güneşli bir hava karşıladı bizi Mardin’de…

 

mardin

İlk iş olarak taksiye atlayıp, önceden rezervasyon yaptığımız Maridin otele ulaştık…Valizlerimizi otele bıraktık. Eski Mardin’in en önemli caddesi 1. Caddeden yürüyerek  kahvaltı yapacağımız mekana geçtik. Kahvaltı için daha önceden çok araştırma yaptım. Ama tam da istediğim gibi bir yer bulamamıştım. En sonunda Bağdati restorant‘a karar verip, rezervasyonumuzu yapmıştım. Mekana vardığımızda, kahvaltı için gelen kimse yoktu. Burası kahvaltı için değilde, akşam yemeği için daha çok tercih ediliyormuş bilginize.

Hava güneşli ve sıcacık olduğundan, kahvaltı masamız dışarıya hazırlandı. Kahvaltı menusu genel haliyle güzeldi. Ama daha iyisi olabilirdi. Biz memnun kaldık. Bu mekana kahvaltı için gidecekseniz beklentinizi çok fazla tutmayın derim.

Kahvaltıdan sonra tekrar otelimize geçtik. Çocukları uyutup, biraz dinlendik. Sonrasında tekrar çıktık. 1. Caddeyi gezdik. Caddenin sonlarında yer alan, yine tavsiye üzerine Kebapçı Yusuf Usta’nın mekanına geldik…

 

yusuf-usta-mardin-kebap-gezi

Burası salaş, dışarıdan sıradan bir çay bahçesini andırıyor. Ancak kebapları 10 numara diyebilirim. Biz farklı lezzetleri tatmayı çok sevdiğimizden, ortaya karışık kebap söyledik. Hepsinin tadı çok güzeldi. Ancak cevizli kebap bir başkaydı sanırım. Tüm ekip ona bayıldı..

Yemek sonrası kahve içmek için yine bu mekana yakın olan, üstü açık, manzaralı bir kafeye girdik. Klasik türk kahvelerimizi içtik…

Otele dönüş yolunda ise, 1.caddeye paralel olan, üst caddeden döndük. Burada hem bebek arabasını kullanabiliyorsunuz hem de sokaklarını görme fırsatı yakalayabiliyorsunuz….

İşte bizim geziciler:

mardin-sokaklari

En önde Esra ve Burak, Destan bebek arabasında uyuyor. Arkalarından Serdar, boş bebek arabasıyla ilerliyor. En arkadaki minik gezici ise Kaan Emir. Sokakları yürüyerek keşfediyor. Ben ise o esnada fotoğrafı çekiyorum 🙂

Bu sokaktan ilerlerken, Mardin müzesinin hizasını geçtikten sonra, tam bu cadde üzerinde Süryani derneğinin lokali var. Mekanın içini görmenizi tavsiye ederim. Zaten herkese açıkmış. Oturup çay kahve de içebiliyorsunuz.

Otele geri döndük…

Akşam olunca, otelden tekrar çıktık. Ara sokaklarda gezerken sabun atölyesinde eğitmenlik yapan bir bayanla tanıştık. Onunla sabun yapımı hakkında konuştuk biraz. Kendi üretmiş olduğu bıttım sabunlarından satın aldık.

Akşam yemeği için Cercis Murat Konağı’ında yer ayırtmıştık. Burası, Mardin’in en iyi restoranlarından biri. İstanbul’da da şubesi varmış. Yöresel lezzetleri ve sunumları en iyi şekilde tadacağınız bu restorana mutlaka uğrayın derim. Ben buraya bayıldım..

İşte Cercis Murat Konağı. Şu sunumlara bakar mısınız? 🙂

 

cercis-murat-konagi-mardin-kebap

Ertesi sabah kahvaltımızı otelde yaptık. Ancak kahvaltı konusunda otelden pek bir beklentiniz olmamalı. Sıradan bir kahvaltıydı bizimkisi..

Kahvaltı sonrasında hazırlanıp, otelden çıktık. Çocuklarla birlikte ara sokakları gezerek en tepeye kadar ulaştık. En yukarıya çıktıktan sonra yine gezerek Zinciriye  Medresesine vardık. Medreseyi gezdik.

Bu gezintinin sonunda çok yorulmuştuk. Güzel bir kafede kahve içelim dedik. Mardin’de kahve olayı çok ilerlemiş. Çok çeşitli kahveler bulmak mümkün. Ben Sol taraftaki resimde yer alan  Süryani kahvesinden içmiştim. Farklı bir aroması var. Sağ taraftaki resimde yer alan  ise ünlü Mırra kahvesi. Tadı çok acı. Tadının acılığından dolayı servisi de çok az oluyor. Beğenirseniz, fincanınıza bir miktar daha ilave ediyorlar. Mardin’e gelmişken, bu kahvenin de tadına bakmakta fayda var tabi ki..

mardin-kahve-mirra

Sonrasında ulu camiyi gezdik. Otele dönüş yolunda ise 1. caddedeki dükkanlarda alışverişe daldık..

 Neler aldık neler?

Badem şekeri: Mutlaka almalısınız. 2 çeşidi var. Biz Hayalet adıyla anılan şekerden aldık. Daha katkısız olduğunu söylemişlerdi. Tadı da daha iyi tabi ki. Dostlarınız için  bu şekerlerden hediyelik yapabilirsiniz..

Bıttım sabunu: Yabani bir fıstık türü olan bıttım diğer adıyla menengiç bitkisi ve zeytin yağından üretiliyor bu sabunlar. Çok sağlıklı olduğu söyleniyor. 1.cadde üzerindeki dükkanlardan satın alabilirsiniz. Özelliklerini merak ederseniz tık tık.

Cevizli sucuk,

Karışım kahve: Yine bu cadde üzerinde  bir çok kahve dükkanı var. Biz özel karışım dibek kahvesinden satın almıştık. Bazı dükkanlarda, müşterilere bu kahveden ikram ediyorlar. Tadı nescafeyi andırıyor bence..

Diğer çerez türleri.

Süryani çöreği: Deyrülzafaran manastırındaki kafede satılıyor..

Otelden valizlerimiz alıp, taksiyle yeni Mardin tarafına geçtik. Kaburgacı Selim Amca’yı bulduk. Mardin’e gelip de kaburga dolması yemeden dönmek olmazdı tabi ki de. Burayı da çok beğendik. Herkese de tavsiye ederiz..

Yemek sonrası çocukları beylere bırakıp, biz kız kıza Deyrulzafaran manastırına gittik.

Manastır şehrin dışında, merkeze 9-10 km uzaklıkta. Sessiz, sakin bir tepede yer alıyor. Manastırın girişini kafe ve hediyelik eşyalar için ayırmışlar. Bu bölümde, hem hediyelik eşya satın alıp, hem de Süryanilere özel çöreğin tadına bakarak, özel karışımdan yapılan çayınızı yudumlayabiliyorsunuz. Biz öncelikle, biletlerimizi satın  aldık. 3-5 dk kadar bekledik. Manastırı gezecek olan kişi sayısı fazlalaşınca, bizi rehber eşliğinde içeriye aldılar. Zeytin ağaçlarıyla çevrili bir yolda, kısa bir yürüyüşün ardından manastıra ulaşıyorsunuz. Manastırda eğitim görmüş, Süryani bir rehber bizi manastırı anlatarak gezdirdi…

Öncelikle, manastırın kilise olarak kullanılan bölümüne girdik..

deyrulzafaran-suryani-manastir-mardin-kilise

Zamanında bu kilise, çok kalabalık ayinlere tanıklık etmiş. Resimlerdeki tahtlar 500 yıllık. Duvara resmi çizilen kişi ise manastırın kurucusu. Resim  400 yıl önce yapılmış.

Manastır, 1600 yıldır sapasağlam ayakta. Etrafa bakıyorum, her yer temiz, Süryaniler için bu manastırın önemi büyük.

Şimdilerde manastırda 30 kişi yaşıyormuş. Bu kişilerden bazıları kendini dine adayan rahipler, bazıları ise dil eğitimi gören Süryani öğrenciler.

Vaftiz törenlerinin yapıldığı odaya gezdikten sonra bir mezar odasına(aşağıda, soldaki fotoğraf) girdik. Odada 7 tane taşla kaplanmış mezar var. Bu odaya sadece yüksek rütbeli rahipler gömülüyormuş. Oturur vaziyette, doğuya bakacak şeklide  defin işlemi yapılıyormuş. Doğuya bakmasının sebebi ise Hz. İsa‘nın kıyamet günü doğu’dan geleceğine inanılması. Bu 7 tane mezara, şimdiye kadar 52 kişi gömülmüş. Yeni bir ölüm olduğunda en eski olan mezarın taşı kırılarak açılıyormuş, mezara defin işlemi yapıldıktan sonra mezar yine taş ile kaplanıyormuş. En son 1960’larda  bir defin işlemi yapılmış buraya. Bundan sonrasında yeni bir defin işlemi olması durumunda 300 yıllık olan mezarın açılması gerekiyormuş.

Mezar odasından çıktık. Odanın kapısının  yan tarafında ise yerde bir kapakçık var. Kapakçığın altında da Süryanilerin mezarlığı varmış. Rehberimiz içerisinin  bir tünel şeklinde buyuk bir mezarlık olduğunu söylemişti.

deyrulzafaran-suryani-manastir-mezar-odasi-mardin

Sonrasında, bodrum katta bir odaya (sağdaki fotoğraf)girdik. Bu oda ise Süryanilerin Hristiyanlığı kabul etmeden önce kullanmış oldukları tapınakları. Doğuya bakan küçük bir penceresi var. Tapınak tam 4000 yıllıkmış. Tapınağın tavanı ise 1500 metrelik sütunların yan yana harçsız olarak dizilmesiyle oluşmuş. Tavana baktığınızda sütunlar arasındaki boşlukları rahatlıkla görebiliyorsunuz..

Hristiyanlığın kabulünden sonra eski ibadet yerlerinin üzerine kilise yada manastırlar inşa edilmiş.Ve bu ibadet yerleri de günümüze kadar hiç bozulmadan ulaşmış..

Bu odayı da gezdikten sonra manastır gezimiz tamamlanmış oldu.

Gezi bitince, manastırın kafe bölümüne geçtik. Özel karışım safranlı çaylardan içtik. Yanında da süryanilerin yapmış olduğu Süryani çöreklerinden ikram ettiler. Mutlaka tatmalısınız. Kafeden çıkarken birer paket Süryani çöreği satın almayı da unutmayın.

deyrulzafaran-suryani-manastir-mardi

Gezimiz tamamlandığında akşam olmuştu. Bu şehirde gün batımı da çok güzel oluyormuş. Manastır dönüşü  bu fotoğrafı yakaladım..

 

 

AYVALIK – CUNDA TATİLİ

Ayvalık – Cunda tatili ne zamandır planladığım bir tatildi. Ama bir türlü gitmek nasip olmamıştı. Araya hamilelik ve de doğum girince, tatil planları değişiyor haliyle. Ayvalık taraflarına, eşimle bodrum tatili dönüşü uğramıştık. Akşam saatleriydi. Cunda’nın sahilinde  gezinip, dondurma ve lokma yemiştik. Daha sonra da İstanbul’a doğru yolumuza devam etmiştik. Yani pek gezememiştik.

Bu sene kurban bayramı tatilini fırsat bilip planları yaptık. Can arkadaşım Elif ile tüm detayları düşündük. Otel rezervasyonunu haftalar öncesinden yaptık.

Tatile gidişimiz bayramın 1.günü oldu. Tabi yollar boştu. Rahat bir şekilde Edremit’e ulaştık.

ANTAKYA GEZİSİ

Önceki gün Gaziantep’i gezdik, Bugünse Antakya yollarında olacağız.Tilmen otelde, sabah saat 9 gibi kahvaltımızı yaptık.Ve arabamıza atlayıp çarşıya gittik..Çelebioğullarından hediyelik baklavalarımızı ve fıstıklarımızı aldık. Antakya’ya doğru yola çıktık. İlk durağımız İskenderun. Buralara gelmişken, hem İskenderun’u görmek hem de İskenderun’da oturan arkadaşlarımızı ziyaret etmek istedik. İskenderun’da bir kafede oturup , kahvelerimizi içtik, sohbet ettik. Sonrasında, çifte kavrulmuş kahve satan dükkana gittik. Ve kahve alışverişimizi yaptık. Bu kahveyi, tüm kahve severlere öneririm. Beğeneceksiniz 🙂

kahve

Arkadaşlarımızda bize katıldı ve hep birlikte, Antakya’ya doğru yol aldık.

Bizim en çok merak ettiğimiz künefenin yapılışıydı.

GAZİANTEP GEZİSİ

Hatay-Gaziantep gezisi için, Şubat 2012’de almıştık uçak biletlerimizi. Ve büyük gün  geldi çattı. 8 aralık cumartesi günü, sabah 5.40 uçağı ile Hatay’a gittik. Vardığımızda saat  7 olmuştu. Hava nispeten iyiydi. Aralık ayı olmasından dolayı biraz soğuktu. Ama yağış yoktu.

Hava limanında hemen araba kiraladık. Ve düştük Gaziantep yollarına. Yaklaşık  2,5 saat sonra Gaziantep’teydik.